Merhabalar,

Yaklaşık 1 hafta kadar önce tanınan blogger arkadaşlarımızdan birisi olan sevgili Gülşah (nam-ı diğer Tamkarışık) bir serzenişte bulunmuştu.

Akabinde, bu haklı serzeniş sonrasında mikro-blogging servislerinin bloglarımızdan, blog küremizden (ç)aldıklarından birisi olan yorumlarımızı bir nebze de olsa geri almak adına arayışa girmiştik.

FriendFeed'de ki blog yazılarımıza gelen yorumları Blogger tabanlı nasıl blogumuzda gösterebiliriz ?

Bunu nasıl yapacağımız ile ilgili yabancı bir kaynak bulduk, bir de yerli kaynak olarak sevgili Recep Hilmi Tufan'ın blogunda bir yazı vardı.

Ancak bu makalelerde anlatılanlarla WordPress tabanlı bloglarda yapılabildiği gibi, istediğimiz haliyle yorumları blogumuzda gösteremiyorduk. Yukarıdaki iki kaynağı inceleyip gerekli javascript ve css dosyalarında değişiklikler ve düzenlemeler yapmak suretiyle FriendFeed yorumlarını bloguma güzelce taşıdım.



Şimdi gelelim siz kendi FrendFeed yorumlarınızı kendi blogunuzda nasıl gösterebilirsiniz?

1. İlk olarak Blogger kontrol panelinden "Yerleşim" sekmesine oradan da "HTML'yi Düzenle" sekmesine gelin ve "Widget Şablonlarını Genişlet" seçeneğini aktif hâle getirin.

2. <head> kodundan hemen sonra aşağıdaki kodu ekleyin.
<script src="http://www.weebly.com/uploads/3/6/5/9/3659211/ff_comments_for_blogger.js"/>

3. Yine <head> kodundan hemen sonraya aşağıdaki kodu ekleyin.
<link href='http://www.weebly.com/uploads/3/6/5/9/3659211/ff_comments_for_blogger.css' rel='stylesheet' type='text/css'/>

4. Yine CTRL + F ile <div class='post-footer'> kodunu aratın ve hemen altına aşağıdaki kodu ekleyin.
<script expr:src='"http://pipes.yahoo.com/pathawks/ffbadge?_render=json&amp;_callback=ffbadge&amp;service=blog&amp;who=FFKULLANICIADINIZ&amp;link=" + data:post.url'/>

Dikkat, eğer blog temanız eski blogger teması ise CTRL + F ile <$BlogItemControl$> kodunu bulun ve altına aşağıdaki kodu ekleyin.
<script src="http://pipes.yahoo.com/pathawks/ffbadge?_render=json&amp;_callback=ffbadge&amp;service=blog&amp;who=FFKULLANICIADINIZ&amp;link=<$BlogItemPermalinkUrl$>"></script>

5. Bir önceki adımdaki kodda "FFKULLANICIADINIZ" yazan yere Friendfeed'e girerken kullandığınız kullanıcı adınızı (nickname) yazın.

6. Son olarakta "Şablonu Kaydet" butonu ile değişikliklerinizi kaydedin.

Bu işlemleri yaptıktan sonra benim düzenlediğim javascript ve stiller(css) ile FriendFeed deki blog yazınıza gelen yorumları blog yazılarınızın hemen altında görebilirsiniz.

Yorumların stillerinde ve gösterim biçimlerinde değişiklik yapmak isterseniz 2. ve 3. adımdaki javascript ve css dosyalarını bilgisayarınıza indirin ve istediğiniz değişiklikleri yaptıktan sonra bu dosyaların yollarını upload ettiğiniz url ler ile düzenleyin.

Hepsi Bu :) Bol okunmalar, Bol yorumlar ;)

Not: Bu kodları blogunuza ekledikten yorumların blogunuzda görünmeye başlaması biraz zaman alabilmektedir. Telaşe mahal yok :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Nihayet bloguma vakit ayırıp "blogumda yazmak istediklerim" listemden bir konuyu daha çekip siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.

Yaklaşık 1 ay önce FriendFeed den severek takip ettiğim Muge Cerman üstadın paylaştığı, büyük üstad Mimar Sinan'ın iş ahlakını özetleyen o harika yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşi Cami'nin 1990'lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasunda yaşadıkları bir olayı tv'de şöyle anlatmaştı.

"Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer curumeler vardı.

Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaa edildiğini oğrenmiştik, fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu.

Kemerleri nasıl restore edecegimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı söktük. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi, Mimar Sinan tarafından yazılmıştı ve şunları söylüyordu;

"Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum. "

Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolunun neresinden getirttiklerini söylerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu.

Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin degişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bigi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden cok daha muhteşem olan, 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur."

Şimdi bir Koca Sinan'ın iş ahlakını düşünün bir de günümüzdeki yaşatılan iş ahlakını. Keşke yaptığımız her işe Koca Sinan'ın binde biri kadar sorumluluk katabilsek. Önceki yazılarımdan birinde görev ile sorumluluk arasındaki ince çizgi hakkında görüşlerimi paylaşmıştım. İşte o fark tam da böyle birşey olsa gerek.

Ne zaman toplum olarak iş ahlakımızı atalarımızın seviyesine çıkarabilirsek, işte o zaman onlar gibi sorunlarımızı çözüp, yeterli refaha erişip, dünyaya hükmedebilecek güce ve iradaeye sahip olabileceğiz. Gerçek bu kadar da net aslında...

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »


Siz değerli okurlarımın, gönül dostlarının ve tüm İslam aleminin Miraç Kandilini tebrik ediyor, mübarek ve hakkımızda hayırlara vesile olmasını yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanı sayın Prof. Dr. Ali Bardakoğlu 'nun kandil mesajını okumanızı tavsiye ederim.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »



Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan
ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden
zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında
hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?"
diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi
halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın"
diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka
başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı
yaşanması
gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.

"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta.

Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa
bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği
halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
yaşamayı
öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey
değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de
mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında
gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında.

Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini
unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
zaman kutuplarda yetişen
cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HİKMET



Vee, benim de hayatı ıskalama lüksüm yok elbette! :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek ıskalamayın hayatı, ondan pozitifliği, yüzünüzden de gülümsemeyi eksik etmeyin ;)

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »


Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu? Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.

Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.

Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;

"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok."

demişti.


Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?" demişti.

O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (Her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)

Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün,onun bileceği bir iş mantığı hakim.

En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası önyargıyı yok edebilmek.

Kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.
Karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır. Kalbinizi inciten insanlara karşı kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.

Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla başbaşa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim...

Yukarıdaki yazılanlar mailime gelen bir yazıdan alıntıdır. Son günlerdeki ruh halimi ve düşüncelerimi bire bir yansıttığı için siz değerli okurlarımla paylaşma ihtiyacı duydum.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek (her türlü kırılmaya rağmen) hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin :)

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »


Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da Phoenix ),
Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması
ve
yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.
Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.
Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.
Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte
Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.
Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi...
İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.
İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler.
Yorulanlar ve düşenler olmuş...

"Aşk Denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar...".
"Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar...
Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden...
Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp.
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış)
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "Yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...
Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.


Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.
30 kuş anlamış ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk kendine yapılan yolculuktur.

Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...

Kaynak: Anonim

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Çalıştığım firmada görev aldığım bir web projesi için "kullanılabilirlik" üzerine detaylı bir araştırma yapmam gerekti. Araştırma sırasında ortaya güzel bir kaynak listesi çıktığını görünce de sizlerle paylaşmak istedim bu listeyi. İşte web projelerinde kullanılabilirlik üzerine harika bilgiler bulabileceğiniz yazılar ve siteler;

Yazılar/Makaleler
Siteler/Bloglar
Kitaplar
Not: Listelemeler alfabetik sırayla yapılmıştır.

Listede olmayan, ama olmalı/bilinmeli dediğiniz kaynakları (yazı/makale/site/blog/kitap) yorum olarak paylaşabilirseniz listeye ekleyeceğim.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Blog küremizden Cankız Onur Kum'un başlattığı 23 Nisan'da Tüm Bloglar Çocukların kampanyası çerçevesinde bende blogumda geleceğimiz olan çocuklarımızdan birinin içeriğini paylaşacağımı yazmıştım.

Bu vesile ile Özel Tohum Otizm Vakfı Özel Eğitim Okulu öğrencisi 13 yaşındaki sevgili Süleyman'ın resmiyle sizleri başbaşa bırakıyor ve siz değerli okurlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını sevgili Süleyman ile birlikte tebrik ediyoruz. Resmi incelemek için üzerine tıklayın.

Resme daha detaylı bakmak için tıklayınız
Bugün 23 Nisan, neşe dolsun Süleyman ;) neşe dolsun tüm çocuklarımız, neşe dolsun geleceğimiz, neşe ve barış dolsun tüm dünya.

Tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Önümüzdeki günlerde kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için çok güzel bir fikir düşünülmüş ve www.23nisanblog.com adresinde bir sosyal sorumluluk projesi olarak projelendirilmiş.



Tüm blog yazarı arkadaşlarımızı projeye katılmaya davet ediyorum. Çünkü çocuklarımıza yani geleceğimizi emanet edeceğimiz yeni nesile yazmayı ve okumayı sevdirebilirsek geleceğimiz için çok anlamlı ve çok güçlü bir adım atmış oluruz. Aksi taktirde halen uğraşılmayacak sorunlarla uğraşan, el aya giderken halen yaya giden bir toplum olmaktan sıyrılamayacağız :(

Peki bu blog 23 Nisan'da kimin olacak?

Evet bu yazıyı okuyan çocuklarımıza sesleniyorum :) 23 Nisan da blogumda yazar olmak ister misiniz? Bunun için16 yaşından küçük olduğunuza beni ikna edecek bilgilerinizi İletişim sayfamdaki forumdan göndermeniz , benimle iletişime geçmeniz yeterli.

Merak ediyorum, kaç gerçek başvuru gelecek. İkna edici bir başvurunun gelmeme ihtimali de var tabi ki; bu durumda çevremdeki/yakınlarımdaki bir "geceleğin yazarını" blogumda yazması için teşvik/ikna ediyor olacağım :)

Sözün Özü?

23 NİSAN'DA BU BLOG BENİM fikrini/projesini/kampanyasını destekleyelim, desteklemeyenleri uyaralım :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

İşte Mart ayında rastlayıp okuduğum, en çok beğendiğim ve "iyi ki okudum" dediğim 10 blog yazısı;

1-) Faili Meçhul Kıyak!

2-) Yazılım Mühendisi’nin Şerefi

3-) 10 adımda internet girişimcisi olmak

4-) Güle Güle...

5-) HAYATIN 90/10 SIRRI

6-) Bir Hattat ve Sanatı

7-) Hürriyet Web Sitesi Nasıl Olmalı?

8-) Ücretli Çalışmak mı, Kendi İşini Yapmak mı?

9-) İçimdeki Blog Sevgisi

10-) Bayan Blogcular en iyileri

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi ve bir faili meçhul kıyak yapmayı ihmal etmeyin ;)

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla

Devamını Okuyun »

Merhaba Sevgili Okurlarım,

Sizlerle çok beğendiğim bir fikir akımını, bir iyilik akımını paylaşmak istiyorum: Faili Meçhul Kıyak (FMK) !

Blog küremizin değerli bloglarından olan Fikir Atölyesi'nin değerli yazarı, güzel insan Tunç Kılınç tarafından başlatılan bir hareket FMK.

Hareket ile ilgili yazı ve video linklerini aşağıda paylaşıyorum. Lütfen okuyun, izleyin ve çevrenizdeki insanlarla paylaşın, evet bunu yapın ! :)

Blog Yazısı: Faili Meçhul Kıyak!

Haber Videosu:


Beyaz Show Videosu:


Siz de bir Faili Meçhul Kıyak yapın, hayattan zevk alın, çevrenizdeki insanların da hayattan zevk almasını sağlayın :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Blog küremizin arka bahçesi FriendFeed de bir girdi ile "Sık sık kullandığımız, online tool diyebileceğimiz web araçlarını ve işlevlerini" yazdığımız bir liste oluşturduk. Değerli katılımlarla ortaya çıkan bu listeyi buradan da siz sevgili okurlarımla paylaşmak istedim.


Buyrun bu da linkimiz : http://friendfeed.com/e/01f5c0a8-92e1-4966-bb23-bb75b271328d/Heeyy-S-k-s-k-kulland-m-z-online-tool-diyebilece/

Not: Kullandığınız, ama listede olmayan web araçlarını siz de işlevleriyle birlikte paylaşırsanız ayrıyetten memnun oluruz :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Sevdiklerimin, dostlarımın, bu yazıyı okuyan siz değerli okurlarımın ve tüm İslam aleminin mübarek Mevlid Kandilini tebrik ediyor, tüm dünya için hayırlara, barışa, huzur ve mutluluklara vesile olmasını yüce Allah (c.c) 'tan niyaz ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı 'nın Mevlid Kandili Mesajına bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca, bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu vesile ile de tüm kadınlarımızın, hayatımdaki, çevremdeki tüm kadınların, o değerli insanların bu güzel gününü "Dünya Kadınlar Günü"nü tebrik ediyorum.

Aslında bu özel günler, kandiller; değerlerimizi, inançlarımızı bize hatırlatıyor, uzaklaşmamamızı sağlıyor. Bu günlerde farkına vardığımız değerleri senenin tüm günlerine yayabiliyorsak ne mutlu bize.

İki çok özel gün bir aray gelince hatırlatmak, vurgulamak istediğim bir nokta daha var ki o da; dinimizin kadına verdiği değer. Nedense dinimizi yanlış algılayan ya da islam ahlakını tam olarak sindirememiş kişiler, kişilikler yüzünden bazı çevrelerce, kadını geri plana atan bir din olarak gösteriliyor yüce dinimiz. Ne kadar acı. Oysa ki; peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in hayatına, kadına yaklaşımına, ilgili sözlerine (hadislerine) ve yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim deki ilgili ayetlere baktığımızda gerçeğin böyle olmadığını, kadına en az erkek kadar, hatta bazı noktalarda çok daha fazla değer verildiğini rahatlıkla görebiliriz.

İslam ahlakını tam olarak algılayamamış, sindirememiş müslüman erkeklerimizin tutumları ve davranışları yüzünden kadın konusunda olumsuz bakışların dinimiz üzerinde yoğunlaşmasına neden oluyorlar ki; bu da böyle kişiliklerin üzerlerine aldıkları ağır bir sorumluluk, ağır bir yük aslında. Allah (c.c) bu gibi kişilere (erkeklere) akıl, fikir ve anlayış versin. Sahip oldukları değerlerin, "çevrelerindeki kadınların değerlerinin", "bu değerleri hiçe sayarak, dinimize yönelen olumsuz bakış açılarına neden oldukları için aldıkları sorumlulukların" farkına varmaları konusunda da hidayet versin inşallah.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin. Hayatınızdaki kadınlara da gereken değeri vermeyi, haketttikleri ilgiyi göstermeyi sakın ihmal etmeyin.

Tüm kadınlarımızın dünya kadınlar günü kutlu olsun. Hayırlı Kandiller...

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Facebook hesabıma mesaj olarak gelen bir içeriği paylaşmak istiyorum sizlerle. Mesajda anlatılan belki gerçektir belki değil, ancak "sevgi sabır ve anlayış"üzerine verdiği mesaj gerçekten çok doğru ve etkileyici. Buyrun, işte bahsi geçen içerik:

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında,bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, Babacığım,kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun, anlayış gösterin ve sevin.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Nette Trojan.Script.Iframer kelime grubu ile nam salan bir trojan'ın kişisel sitemin ftp bilgilerini eline geçirmesiyle birlikte, trojan sitemin index.html sayfasına zararlı script kodları enjekte etmeye başlamış. Bunu tespit eden Google sitemin alan adını ve alt alan adlarından birinde olan blogumu "saldırgan site" olarak gösterdi haklı olarak. Ama, hani ana alan adını böyle gösterirken keşke alt alan adı ile yayınladığım bloguma laf atmasaydı keşke :(

Durumun farkına varma, gerekli temizleme işlemlerini yapma ve Google dan inceleme talebi isteme derken yaklaşık 1,5 aydır blogum "Saldırgan Site" olarak durdu nette.

Blogumu işin içine karıştıran Google'a kızsamda, zararlı kodları kişisel sitemde tespit edip ziyaretçilerimi uyardığı için de teşekkür ediyorum tabi ki :)

Özetle; son 1,5 aydır, okurlarımın bloguma ulaşma konusunda tereddüt yaşamalarına neden olduğum için, bloguma link veren dost blogları da olumsuz etkileme ihtimalinden dolayı üzgünüm.

Eğer sizde "saldrgan site" olma durumuna düştü iseniz aşağıdaki linklerde bu durumdan kurtulma süreçleri hakkında bilgi bulabilirsiniz;
- Saldırgan olarak bildirilmiş site!
- Google Fişleme ''ÇÖZÜM BURDA''

Sonuç olarak; bir daha saldırgan olmayacağıma söz verip, artık yazıyı noktalamak ve klişe bitirişimle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »