Hamalsan iki şey önemli oluyor senin için: Yük ve yol...

Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun! Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık.

İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.."

Nitekim, çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!. ..

"Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!. . "Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe.Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu,oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında...

"Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım,ona daha çok kızdım...

Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım...

Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü.

Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim.

Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım...

Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek; "Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.

"Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait...

Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altında ezilmek" değil!.. Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır.

Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem.

Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü , yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var...

Gerçek şu ki, hepimiz şu hayatın hamallarıyız.. Yüklerimizi en doğru şekilde yarınlara taşımamız gerekiyor..

Değerli dostum Mehmet Yağcı 'nın mailime gönderdiği içeriği paylaştım.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Kendisini değerli paylaşımları sayesinde FriendFeed den tanıdığım sevgili Burçak Çubukçu kendisine gelen mimi cevaplayıp paslamış. Paslamaya değer bulduğu kişilerden birisi olunca tabi bu pası layıkıyla aktarmak gerekiyor :)

Mim'in konusu "Blog yazılarınızı nasıl hayata geçiriyorsunuz ?"



Blog yazılarım genelde aşağıdaki süreçlerden geçiyor;

- Ne yazacağım ?
Öncelikle ne yazacağımı, yazımda hangi konuya odaklanacağımı iyice tespit etmeye çalışıyorum. Eğer konu tespitimi netleştirememişsem biraz daha beklemek/düşünmek/araştırmak üzere erteliyorum yazımı. Yazı konularım genelde yaşadıklarımdan etkilendiklerim ve etkilenilmesini istediklerim oluyor. Konu seçimim ve aktarmak istediklerim aklımda netse aşağıdaki süreç devam ediyor.

- Neden yazacağım ?
Konu seçiminden sonra bu yazıyı neden yazacağımı sorguluyorum. Hemen her yazımın başında neden blog yazdığımı hatırlamaya çalışıyorum. 3 senedir süregelen etkileşim sonrası bazı nedenlerim değişse de ana hatlarıyla halen aynı nedenlerle blog yazdığımı söyleyebilirim :)

- Ne zaman yazıyorum?
İlk iki madde netleştikten sonra sıra geliyor yazmaya fırsat bulmaya :) Genelde yazılarımı akşamları yazıyorum. Bazen mesai bitiminde ofiste kalıp sessizliğe bırakıyorum kendimi. Eğer evdeysem de yine evin sessizleşmesi için herkesin yatmasını bekliyorum :) Çünkü yazımı yazarken duyacağım klavye sesi başka bir motive ediyor beni :)

- Yazı bütünlüğü
Klavye seslerini de duymaya başladığıma göre klavyemden kelimeler dökülmeye başlayabilir. Kelimeler kelimeleri, cümleler cümleleri kovalarken arada bir baştan alıp okuyorum yazımı. Böylece konuyu dağıtmadan bütünlük sağlamaya çalışıyorum.

- Kompozisyon
Öğrencilik yıllarımda çok iyi bir sayısalcı olmama rağmen türkçe, edebiyat ve felsefe derslerine de özel ilgi duyardım. Bu yüzden olacak ki, yazılarımda hep giriş-gelişme-sonuç düzenini korumaya çalışıyorum.

- İmlâ (yazım) kuralları
Yazımı bitirdikten sonra anlamlarına bakmazsızın kelimle ve cümle kullanımlarımdaki imlâ (yazım) hatalarını gideriyorum. Buna rağmen gözden kaçan olmuyor mu ? Elbette olabiliyor :)

- Görsel kullanımı
Yazmak istediklerimi yazdıktan sonra vermek istediğim mesajı en iyi şekilde ifade edecek bir görsel arayışına koyuluyorum. Çünkü yazıyı görsel ile destekleyerek okurumun görme algısına da hitap etmek istiyorum.

- Başlık seçimi
Yazıyı yayınlamadan önce artık sıra geliyor başlık seçimine. Başlık blog yazılarının en önemli bileşenlerinden birisi. Bu yüzden tıpkı görsel seçiminde olduğu gibi vermek istediğim mesajı en iyi şekilde ifade edebilecek bir başlık seçiyorum.

- Bitiriş ve yayınlama
Yazı tamamiyle içime sindikten sonra yazıyı kategorilendirip "Kaydı Yayınla" butonuyla blogumda belirivermesine izin veriyorum.

- Okur gözüyle
Yazım artık bloguma düştükten sonra (her ne kadar taraflı olacak olsam da) bir de okur gözüyle okuyorum yazımı. Düzeltilmesi gereken yerler görürsem hemen müdahele edip güncelliyorum yazımı.

Okuduğunuz blog yazılarım, ekranınıza düşmeden önce işte bu süreçlerden geçiyor..

Şimdi sıra geldi mimi aktarmaya. Bu mim, yazılarını beğenerek okuduğum değerli blog yazarlarından sevgili Süleyman Sönmez'e ve sevgili Serkan Özçalık'a gitsin.. Bakalım beğendiğimiz o güzel, dolu dolu yazıları nasıl hayat buluyormuş ;)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,


Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Belli bir süre ara verdiğim "tavsiye ettiğim blog yazıları" serime devam etmek istiyorum artık :)

İşte Ekim ayında okuduğum, en çok beğendiğim ve "İyi ki okudum!" dediğim 10 blog yazısı;

1-) Mutluluk İçin Engel Yoktur

2-) Evren Bolluk İçinde, Farkettiniz mi?

3-) Elif Şafak Aşk - Aşk'ın 40 Kuralı

4-) Bu da mı viral değil hakim bey?

5-) Web 3.0 yani BEN BEN BEN

6-) Sarı Basın Kartlı Blog Yazarları

7-) “Özgür İnternet Bildirgesi” İmza Kampanyası

8-) Bizden Dünya Markası Çıkar mı?

9-) Türkiye'nin en başarılı on genci

10-) Yoğun Bilgisayar Kullananların Sağlıklı Kalması İçin 8 Faydalı Öneri



Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,


Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Uzmanlık alanım olmadığı için sağlık konularında yazmamayı tercih ediyorum. Ama konu basit önemleeri almadığımız için yayılması çok muhtemel bir salgın olan domuz gribi olunca kayıtsız kalamadım.



Domuz gribi hakkında en çok merak edilen 20 soru ve o soruların cevapları;

1- Yeni A (H1N1) virüsü nedir?
Bu virüs, daha önce insanlar arasında yayıldığı görülmeyen bir virüs olup önceki ya da şimdiki mevsimsel grip virüsleriyle bağlantısı bulunmuyor.

2- Nasıl yayılır?
Virüs hapşırma, öksürme sonucu havaya karışan minik damlacıklar, el ya da yüzey teması gibi nedenlerle kolaylıkla bulaşıyor. Hapşırırken ağzın mendille kapatılması, ellerin sık sık yıkanması gerekiyor.

3- Belirtiler nedir?
Ateş, öksürük, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, boğaz ağrısı ve burun akıntısı, kimi zaman da kusma ve ishal.

4- Hastalanırsam ne yapmalıyım?
Evde kalın, işten, okuldan ve kalabalıktan uzak durun. Dinlenin ve bol sıvı alın. Öksürürken ya da hapşırırken ağzınızı mendille kapatın, mendiliniz yoksa elinizi değil, dirseğinizi kullanın.

5- Kendimi nasıl koruyabilirim?
- Aşı olun.
- Hastalık belirtisi gösterenlerden en az 1 metre uzak durun.
- Ellerinizi temizlemek için su, sabun ya da el temizleyicileri kullanın.
- Bulunduğunuz ortamı sık sık havalandırın.
- Uyku ve yeme düzeninize dikkat edin, fiziksel olarak aktif olun.

6- Maske ne zaman kullanılmalı?
Eğer hasta değilseniz maske takmanıza gerek yok. Ancak hasta birine bakıyorsanız, yakın temas sırasında maske takıyor olmakta yarar var.

7- Grip oldum ama iyi hissediyorum, işe gitmeli miyim?
Hayır. Semptomlar tamamen ortadan kalkmadan işe giderseniz, iş arkadaşlarınızın da hastalanmasına neden olursunuz.

8- İkinci kez domuz gribine yakalanır mıyım?
Eğer virüsü bir defa kaparsanız vücut buna karşı bağışıklık geliştirir. Yani virüs mutasyon geçirmedikçe ikinci defa domuz gribine yakalanmazsınız.

9- Her yıl yüz binlerce kişi mevsimsel salgınlar nedeniyle ölürken neden bu grip hakkında bu kadar endişelenelim?
Pek çok insanın bağışıklık sistemi, mevsimsel virüsle başa çıkabilecek kapasitededir. Ancak insanların H1N1 virüsüne karşı hiçbir bağışıklığı bulunmuyor, bu nedenle daha fazla enfeksiyona neden oluyor.

10- Ne zaman tıbbi yardım istemek gerekiyor?
Nefes darlığı, üç günden uzun süren ateş halinde tıbbi yardıma başvurmak gerekiyor.

11- Ev istirahatinde neler yapmalıyım?
Dinlenmeli, bol sıvı tüketmeli ve ağrı kesici almalısınız. Çocuklarda ve gençlerde asprin dışındaki ağrı kesiciler tavsiye ediliyor.

12- Antiviral ilaç nedir?
Virüslere direkt etki ederek çoğalmalarını önleyen ilaçlardır.

13- Dünya Sağlık Örgütü antiviral ilaç kullanımı konusunda ne öneriyor?
Tercihen ilk belirtiler ortaya çıktıktan sonraki 48 saat içinde başlanan erken tedavi, daha iyi klinik sonuç veriyor. Durumu kötüleşen hastaların ise antiviral ilaç kullanımında vakit kaybetmemesi öneriliyor.

14- Antiviral ilaçlar herkes için uygun mu?
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre hamileler dahil tüm yaş gruplarından tüm hastalar antiviral ilaçlarla tedavi edilebilir.

15- Hasta değilim ama şimdiden antiviral ilaç alayım mı?
Hayır. Bir doktor size reçete yazmadığı sürece ilaç almayın.

16- Risk grupları nelerdir?
- Hamileler (özellikle ilerlemiş hamilelikler). Bebekler ve çocuklar (5 yaş altı).
- Kronik kalp, solunum, böbrek hastalığı ya da diyabeti olan hastalar.
- Organ nakli ameliyatı olan veya kanserli hastalar.
- 65 yaş üzerindekiler.

17- Aşı olduktan sonra bebeğimi emzirebilir miyim?
Aşının hamile kadınlar zararlı bir etkisi yok, bu nedenle emzirmeyi kesmeye gerek görülmüyor.

18- Hamileyken H1N1 virüsü kaparsam ne yapmalıyım?
Eğer virüslü biriyle temas ettiyseniz ve sizde de belirtiler baş gösterdiyse mutlaka doktorunuzla irtibata geçin.

19- H1N1 kapanların aşı olması şart mı?
Halihazırda virüsü kapanların aşı olmasına gerek görülmüyor.

20- Çocuklar için aşı dozu nedir?
10 yaş altı çocuklar için 4 hafta arayla yapılan iki doz, 10 yaş ve üzeri çocuklar için ise tek doz yeterli. 6 aylıktan küçük bebeklere aşı yapılamıyor.

Yukarıdaki cevaplarda önerilen çok basit önlemlerle kendimizi büyük risklerden basitçe koruyabiliriz aslında.  Yapmamız gereken biraz daha dikkat etmek ;)

Domuz Gribi hakkında daha fazla bilgiyi Sağlık Bakanlığı Grip Bilgilendirme Sitesinden, Vikipedi'den ve tabi ki Google 'dan edinilebilirsiniz.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,


Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »



YIKIN ÇEKTİĞİNİZ SETLERİ

En nihayetinde aşılmasını bekliyorsanız eğer,
Aşılamayacak kadar yüksek bir set çekmeyin,
Ya aşılacak türden olsun ya da alışılacak türden,
Ya da yardım edin aşılmasına o yüksek setlerin.

Unutmayın, çektiğiniz setler aslında birer engel,
Görmenizi engeller arkasındaki tüm uğraşıları,
Döner size de set olur, yakalamanızı engeller,
Belki de kovaladığınız o güzelim mutlulukları.

Varsa yoksa gururdan gerek demiş üstad,
Mevzubahis sevgi ise, gururunuz olsun teferruat,
Yıkın artık önyargılarınızı, asla olmaz demeyin,
Bir tarafına da siz girişin o çektiğiniz setlerin.

İdris Cin

Evet, işte bu da oldu hissederek yazdığım ilk şiir :) 
Mesaj kaygısı taşıyor elbette, umarım beğenilir :)

Sonraki yazılarımda tekrar görüşene dek, yıkın çektiğiniz o setleri, eksik etmeyin hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi ;)

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Açsınız ve artık dayanamayıp yakınınızdaki bir lokantaya karnınızı doyurmak için girdiniz, siparişinizi verdiniz.

En sevdiğiniz çorba önünüze geldi ve müthiş kokuyor! :) E açsınız dedik ya, beklemeye tahammülünüz yok. Bir dilim ekmekten ısırığı aldınız ve kaşık elinizde.. Hazırsınız, tam içmeye başlayacasınız, o da nesi?

Vızıltısını bile duymadığınız ufacık bir sinek çorbanın içine düştü/daldı, hemde gözlerinizin önünde!

Hacmi içine düştüğü çorbanın yüzde biri bile değil, bırakın tüm çorbanızı, temas ettiği  yüzey 1 cm3 değil belki de.

Ama o göreceli minicik sinek yine göreceli koskoca bir kase çorbanızı içilmez hale getirdi işte. 

Alın size tam bir trajedi! Ne şuçlu var ne de kazanan.. Geçilmiyor kaybedenden..

Neden mi ?

Hevesi kursağında kalan siz de kaybediyorsunuz, hevesi hayatına mâlolan sinecekcikte. Tabi ki birazdan çorbanızı değiştirmesini isteyeceğiniz lokanta sahibi de. Çorba mı? Canlı olmasa da, kaybetmese de sonuçta o da kayboluyor işte..

Yazının biraz mide kaldırıcı olduğunu kabul ediyorum, ama bu seferlik idare edin efendim. Telafi için yazının sonunu şu güzel cümle ile de bağlayayım bari :)

Çorbanıza sinek düşmesin, hevesleriniz kursağınızda kalmasın efendim! Güzel güzel yudumlayın hayatı ;)

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Sabahleyin çalışma arkadaşım sevgili Erdem Öztürk 'ün mailime ilettiği bir içeriği siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. Kendisine bir arkadaşından gelen ve çok beğendiğim mail şöyle başlıyor;
"ABD’nin Denver Eyaleti 'ne master için giden genç arkadaşım ...... bir mail atmış. Bir profesorün mezun etmeye hazırlandığı Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerine verdiği son dersi anlatıyor. İlgimi çekti, sizlerle paylaşmak istedim. Aynen şöyle;"

Tam olarak anlatılan olay yaşanmış mıdır kesin olarak bilmek mümkün değil, ancak içerik ve tespitler çok etkileyici. Sözü daha fazla uzatmadan sizi harikulade bulduğum içerikle başbaşa bırakmak istiyorum.

Bilişim İnsanı

"Bilgisayar Mühendisi arkadaş!

İnşallah iyi bir donanımcı, iyi bir programcı, iyi bir network uzmanı veya iyi bir sistem operatorü olacaksın. Yalnız şu mühim meseleri sakın aklından çıkarma.


Bu kâinatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütü mevcudatı ve içinde yeryüzünü create etmiş (yaratmış), güneşi bir power source (güç kaynağı), ayı bir system clock (sistem saati) yapmış. O power source dur ki kesintiye uğramaz ve o system clock tur ki şaşmaz ve şaşırmaz. O donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir. Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam hayat programını yazmış, yüz binlerce yıldan fazladır error (hata) verdirmeden, crash ettirmeden (kesinti veya kırılmaya uğratmadan) çalıştırıyor.

Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle görmediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş (kaydetmiş) ve yine o küçücük hücrende excute ettiriyor (icra ediyor).

Madem ki DNA’nın bir program olduğu apaçıktır ve bir program programcısız olamaz; demek ki senin programcılığın o büyük zatın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir. Yine senin hücrelerinden oluşturduğu networkun içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, seninde diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımını yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor ve sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü medyayı hazırlamış kullandırıyor. Ve sen bunları keşfeder, kullanır, fakat yenisini ekleyemezsin. O halde öyle büyük bir network uzmanı zât vardır ki, senin her türlü ihtiyacını bilir ona göre teçhizatını verir. Senin network uzmanlığın ancak sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.

Arkadaş aldanma!


Bu güzel dünya hayatı, bir limited trial versiyon (kısıtlı kullanım versiyonu) programdır. Görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiçbir suretle save edemiyorsun (saklayamıyorsun). Öyle ise bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about (programların içine konulan ve programcısını tanıtan açıklama) koyup kendini tanıtmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, network uzmanı ve sistem operatorü olan zatın, her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu (sınırsız kullanım versiyonu) kazanmak için çalış. Unutma ki hiçbir hareketin atlanmadan dikkatlice loglar (kayıtlar) tutuluyor. Bu loglar herşeye gücü yeten o sistem yönetecisi tarafından kontrol edilecektir.

Öyleyse; hangi alanda uzman olursan ol yüce yaratıcının farkında ol, bu farkındalılıkta da uzman ol."

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Hiç düşündünüz mü? Güzel bir gülümsemeniz çevrenizdekiler için neler ifade edebilir?

Gülün Biraz :)
Bir gülümsemeniz; çevrenizdeki ümitsiz olanlara neşe ve hayat verebilir.
Bir gülümsemeniz; çevrenizdekilere ikramda bulunmanız demektir.
Bir gülümsemeniz; ona ihtiyacı olanlara ilâç gibi gelir. 
Bir gülümsemeniz; iç dünyanızın güzelliklerini dışa yansıtır.
Bir gülümsemeniz; size bir külfet getirmez, fakat çok şey kazandırır.
Bir gülümsemeniz; evinizde saadet, iş yerinizde muvaffakiyettir. 
Bir gülümsemeniz; sizi fakirleştirmeden sevdiklerinizi zenginleştirir.
Bir gülümsemeniz; etrafınızdaki yorgun insanları dinlendirir. 
Bir gülümsemeniz; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.
Bir gülümsemeniz; satın alınmaz, rica ile elde edilemez.
Bir gülümsemeniz; ödünç verilmez, çalmak da mümkün değildir.
Bir gülümsemeniz; kendiliğinden verilmedikçe, işe yaramaz. 
Bir gülümsemeniz; sevgi köprülerinizi sağlamlaştırır.
Bir gülümsemeniz; bazen bir hayat kurtarır.
Bir gülümsemeniz; bazen bir savaşı da önler.
Bir gülümsemeniz; bazen gülümseyemeyeni de gülümsetir.
Bir gülümsemeniz; sadaka yerine geçer, size sevap kazandırır. 
Bir gülümsemeniz; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.
 
Hayatta hiç bir kimse gülümsemeye ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir.

O güzel gülümsemenizi sevdiklerinizden ve çevrenizdekilerden eksik etmeyin ki; hayatınızda sürekli size gülümseyen insanlar olsun ;)

E Hadi :)
Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi sakın eksik etmeyin ;) 

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Yaklaşık 1 hafta kadar önce tanınan blogger arkadaşlarımızdan birisi olan sevgili Gülşah (nam-ı diğer Tamkarışık) bir serzenişte bulunmuştu.

Akabinde, bu haklı serzeniş sonrasında mikro-blogging servislerinin bloglarımızdan, blog küremizden (ç)aldıklarından birisi olan yorumlarımızı bir nebze de olsa geri almak adına arayışa girmiştik.

FriendFeed'de ki blog yazılarımıza gelen yorumları Blogger tabanlı nasıl blogumuzda gösterebiliriz ?

Bunu nasıl yapacağımız ile ilgili yabancı bir kaynak bulduk, bir de yerli kaynak olarak sevgili Recep Hilmi Tufan'ın blogunda bir yazı vardı.

Ancak bu makalelerde anlatılanlarla WordPress tabanlı bloglarda yapılabildiği gibi, istediğimiz haliyle yorumları blogumuzda gösteremiyorduk. Yukarıdaki iki kaynağı inceleyip gerekli javascript ve css dosyalarında değişiklikler ve düzenlemeler yapmak suretiyle FriendFeed yorumlarını bloguma güzelce taşıdım.



Şimdi gelelim siz kendi FrendFeed yorumlarınızı kendi blogunuzda nasıl gösterebilirsiniz?

1. İlk olarak Blogger kontrol panelinden "Yerleşim" sekmesine oradan da "HTML'yi Düzenle" sekmesine gelin ve "Widget Şablonlarını Genişlet" seçeneğini aktif hâle getirin.

2. <head> kodundan hemen sonra aşağıdaki kodu ekleyin.
<script src="http://www.weebly.com/uploads/3/6/5/9/3659211/ff_comments_for_blogger.js"/>

3. Yine <head> kodundan hemen sonraya aşağıdaki kodu ekleyin.
<link href='http://www.weebly.com/uploads/3/6/5/9/3659211/ff_comments_for_blogger.css' rel='stylesheet' type='text/css'/>

4. Yine CTRL + F ile <div class='post-footer'> kodunu aratın ve hemen altına aşağıdaki kodu ekleyin.
<script expr:src='"http://pipes.yahoo.com/pathawks/ffbadge?_render=json&amp;_callback=ffbadge&amp;service=blog&amp;who=FFKULLANICIADINIZ&amp;link=" + data:post.url'/>

Dikkat, eğer blog temanız eski blogger teması ise CTRL + F ile <$BlogItemControl$> kodunu bulun ve altına aşağıdaki kodu ekleyin.
<script src="http://pipes.yahoo.com/pathawks/ffbadge?_render=json&amp;_callback=ffbadge&amp;service=blog&amp;who=FFKULLANICIADINIZ&amp;link=<$BlogItemPermalinkUrl$>"></script>

5. Bir önceki adımdaki kodda "FFKULLANICIADINIZ" yazan yere Friendfeed'e girerken kullandığınız kullanıcı adınızı (nickname) yazın.

6. Son olarakta "Şablonu Kaydet" butonu ile değişikliklerinizi kaydedin.

Bu işlemleri yaptıktan sonra benim düzenlediğim javascript ve stiller(css) ile FriendFeed deki blog yazınıza gelen yorumları blog yazılarınızın hemen altında görebilirsiniz.

Yorumların stillerinde ve gösterim biçimlerinde değişiklik yapmak isterseniz 2. ve 3. adımdaki javascript ve css dosyalarını bilgisayarınıza indirin ve istediğiniz değişiklikleri yaptıktan sonra bu dosyaların yollarını upload ettiğiniz url ler ile düzenleyin.

Hepsi Bu :) Bol okunmalar, Bol yorumlar ;)

Not: Bu kodları blogunuza ekledikten yorumların blogunuzda görünmeye başlaması biraz zaman alabilmektedir. Telaşe mahal yok :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Nihayet bloguma vakit ayırıp "blogumda yazmak istediklerim" listemden bir konuyu daha çekip siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.

Yaklaşık 1 ay önce FriendFeed den severek takip ettiğim Muge Cerman üstadın paylaştığı, büyük üstad Mimar Sinan'ın iş ahlakını özetleyen o harika yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşi Cami'nin 1990'lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasunda yaşadıkları bir olayı tv'de şöyle anlatmaştı.

"Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer curumeler vardı.

Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaa edildiğini oğrenmiştik, fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu.

Kemerleri nasıl restore edecegimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı söktük. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi, Mimar Sinan tarafından yazılmıştı ve şunları söylüyordu;

"Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum. "

Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolunun neresinden getirttiklerini söylerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu.

Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin degişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bigi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarın erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden cok daha muhteşem olan, 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur."

Şimdi bir Koca Sinan'ın iş ahlakını düşünün bir de günümüzdeki yaşatılan iş ahlakını. Keşke yaptığımız her işe Koca Sinan'ın binde biri kadar sorumluluk katabilsek. Önceki yazılarımdan birinde görev ile sorumluluk arasındaki ince çizgi hakkında görüşlerimi paylaşmıştım. İşte o fark tam da böyle birşey olsa gerek.

Ne zaman toplum olarak iş ahlakımızı atalarımızın seviyesine çıkarabilirsek, işte o zaman onlar gibi sorunlarımızı çözüp, yeterli refaha erişip, dünyaya hükmedebilecek güce ve iradaeye sahip olabileceğiz. Gerçek bu kadar da net aslında...

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »


Siz değerli okurlarımın, gönül dostlarının ve tüm İslam aleminin Miraç Kandilini tebrik ediyor, mübarek ve hakkımızda hayırlara vesile olmasını yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanı sayın Prof. Dr. Ali Bardakoğlu 'nun kandil mesajını okumanızı tavsiye ederim.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »



Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan
ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden
zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında
hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?"
diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi
halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın"
diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka
başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı
yaşanması
gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.

"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta.

Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa
bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği
halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
yaşamayı
öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey
değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de
mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında
gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında.

Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini
unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
zaman kutuplarda yetişen
cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HİKMET



Vee, benim de hayatı ıskalama lüksüm yok elbette! :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek ıskalamayın hayatı, ondan pozitifliği, yüzünüzden de gülümsemeyi eksik etmeyin ;)

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »


Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu? Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.

Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.

Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;

"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok."

demişti.


Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?" demişti.

O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (Her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)

Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün,onun bileceği bir iş mantığı hakim.

En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası önyargıyı yok edebilmek.

Kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.
Karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır. Kalbinizi inciten insanlara karşı kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.

Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla başbaşa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim...

Yukarıdaki yazılanlar mailime gelen bir yazıdan alıntıdır. Son günlerdeki ruh halimi ve düşüncelerimi bire bir yansıttığı için siz değerli okurlarımla paylaşma ihtiyacı duydum.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek (her türlü kırılmaya rağmen) hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin :)

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »


Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da Phoenix ),
Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması
ve
yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.
Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.
Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.
Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte
Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.
Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi...
İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.
İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler.
Yorulanlar ve düşenler olmuş...

"Aşk Denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık Vadisi"nden uçmuşlar...".
"Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar...
Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş sürüden...
Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp.
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış)
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "Yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...
Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.


Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.
30 kuş anlamış ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk kendine yapılan yolculuktur.

Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır...

Kaynak: Anonim

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Çalıştığım firmada görev aldığım bir web projesi için "kullanılabilirlik" üzerine detaylı bir araştırma yapmam gerekti. Araştırma sırasında ortaya güzel bir kaynak listesi çıktığını görünce de sizlerle paylaşmak istedim bu listeyi. İşte web projelerinde kullanılabilirlik üzerine harika bilgiler bulabileceğiniz yazılar ve siteler;

Yazılar/Makaleler
Siteler/Bloglar
Kitaplar
Not: Listelemeler alfabetik sırayla yapılmıştır.

Listede olmayan, ama olmalı/bilinmeli dediğiniz kaynakları (yazı/makale/site/blog/kitap) yorum olarak paylaşabilirseniz listeye ekleyeceğim.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »