Merhabalar,

Nette Trojan.Script.Iframer kelime grubu ile nam salan bir trojan'ın kişisel sitemin ftp bilgilerini eline geçirmesiyle birlikte, trojan sitemin index.html sayfasına zararlı script kodları enjekte etmeye başlamış. Bunu tespit eden Google sitemin alan adını ve alt alan adlarından birinde olan blogumu "saldırgan site" olarak gösterdi haklı olarak. Ama, hani ana alan adını böyle gösterirken keşke alt alan adı ile yayınladığım bloguma laf atmasaydı keşke :(

Durumun farkına varma, gerekli temizleme işlemlerini yapma ve Google dan inceleme talebi isteme derken yaklaşık 1,5 aydır blogum "Saldırgan Site" olarak durdu nette.

Blogumu işin içine karıştıran Google'a kızsamda, zararlı kodları kişisel sitemde tespit edip ziyaretçilerimi uyardığı için de teşekkür ediyorum tabi ki :)

Özetle; son 1,5 aydır, okurlarımın bloguma ulaşma konusunda tereddüt yaşamalarına neden olduğum için, bloguma link veren dost blogları da olumsuz etkileme ihtimalinden dolayı üzgünüm.

Eğer sizde "saldrgan site" olma durumuna düştü iseniz aşağıdaki linklerde bu durumdan kurtulma süreçleri hakkında bilgi bulabilirsiniz;
- Saldırgan olarak bildirilmiş site!
- Google Fişleme ''ÇÖZÜM BURDA''

Sonuç olarak; bir daha saldırgan olmayacağıma söz verip, artık yazıyı noktalamak ve klişe bitirişimle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum :)

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Bu seferki yazımda bu eşsiz şiiri paylaşmak istedim sizlerle, hiçbir mesaj kaygım yok :) Sadece içimden geldiği için paylaşıyorum...

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Yahya Kemal Beyatlı

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Bundan sonra her ayın başında, bir önceki ay içinde okuduğum ve çok beğendiğim blog yazılarından 10 tanesini sizlerle paylaşıyor olacağım.

İşte Aralık 2008'de en çok beğendiğim ve okumaktan zevk aldığım blog yazıları;

1-) Sevgi Silahı

2-) Neden Blog?

3-) Türk Bloglarına Neler Oluyor?

4-) Blog yazarlığı zor iş

5-) Bu yazıyı yaşı 85 den küçükler okusun

6-) Gelişen Gelişmeler : )

7-) Yaşayan Ölüler İle Ölü Diriler

8-) Nasıl bir ortamda blogluyorum?

9-) 2008`in En Çok Merak Edilen Sözcükleri

10-) Gelmek istemeyeni zorlama, gitmek isteyeni tutma...

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Dün gece Matrix üçlemesinin sonuncusu olan Matrix Revolutions filmini tekrar izledim. Filmi izleyenler hatırlayacaktır ki ana mesajı: "Başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır" idi. Her ne kadar hayal ürünü bir bilim-kurgu olsa da, 2009'a gireceğimiz şu günlerde bazı şeyleri yeniden sorgulattı bana. O kadar açık ve net bir mesaj ki bu; zaten (en başta islam dinimiz olmak üzere) tüm ilahi dinlerin vurguladığı bir gerçek. Doğanın da her detayında ama her detayında bize defalarca haykırdığı bir gerçek: son.

"Varoluş, yaratılış maksatları" farklı olsa da yaşadığımız zaman dilimlerini bir son ile geride bırakıyoruz bir bir. Belki yaşadığımız bu zaman dilimlerini maksatları dışında tamamlıyoruz, belki maksadına uygun, belki de iki arada bir derede.

Birbirinin takipçisi gece ile gündüz gibi, dönüp duran mevsimler gibi, hayatımızın beli bir kısmını ayırdığımız bir iş tecrübemiz ya da bir girişimimiz gibi, iki doğum günümüz arasındaki bir yıl gibi, iki yılbaşı arasındaki bir yıl gibi, tam da şu saatlerde bir yılı bitirmek üzere olduğumuz gibi...

Sizin de dikkatinizi çekmiş olacaktır ki; her küçük son içerisinde bulunduğu sürecin sonuna bir yaklaşımdır aslında, en nihayetinde de asıl sona bir yaklaşımdır.

Peki hiç düşündünüz mü, neden sevinçle coşkuyla karşılarız bu sonları? Daha doğrusu bu sonların ardından gelen yeni başlangıçları :) Yeni yılı, yeni yaşı, yeni işi vs...

Yeni kelimesi aslında bir eskinin var olduğunu ve o eskinin bittiğini öne sürer. Bu eski ya bir yıldır ya da geride bırakılmış bir yaş, genel tabiriyle geride kalan bir zaman dilimidir yani. Eskinin bitişi ise yeni ile birlikte sona bir adım daha yaklaşmanın ta kendisidir aslında. Sonun yaklaştığını hisseden her canlıya (yapısı gereği) (istem dışı olsa da) bir hüzün çöker. İşte yaşanılan bu "yeni sevinci, yeni coşkusu" çöken hüznün dışa vurumudur, bu hüznü görmezden gelme çabasıdır, yani umursamayıştır.

Buraya kadar içinizi karartmış olabileceğimi kabul ediyorum. Evet, başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır, ama her son yeni bir başlangıçtır. Yeni bir başlangıç ise yanlışları düzeltmek için, doğruları bulmak için, pişmanlıkları ifade edip özür dilemek için bir bahanedir, fırsattır.

Telafisi olan eskiyi telafi etmek için "yeni" çok güzel bir fırsattır. Ölüm sonrası gibi telafisi olmayan eskilere hazırlık niteliğinde muhakemeler yapmak için de "yeni" ler çok güzel birer bahanedir.

Yeni yılınızın, öncekilere göre her konuda ve her alanda çok çok daha iyi geçmesi, hayatınızda yeni yeni güzelliklere vesile olması duasıyla.

Tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,
Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Siz değerli okurlarımın ve tüm islam aleminin mübarek Kurban Bayramını tebrik ediyor, hakkımızda hayırlara vesile olmasını Yüce Allah (c.c.)' tan niyaz ediyorum. Bayramımızın tüm insanlık için sağlık, huzur, barış ve esenliklerle dolu günlere vesile olması dileğiyle...

Kurban Bayramınız Mübarek Olsun.

Tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Bugün (1 Aralık) Dünya Aids Günü. Siz değerli okurlarımla çok değerli gördüğüm bir görseli paylaşmak istiyorum. Görsel Ankara AIDS Savaşım Derneği'ne ait.

Dünya Aids Günü

Aids hakkındaki tüm bilgileri Vikipedi ve Google'dan bulabilirsiniz.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin ve kendinize dikkat edin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Okuyacağınız bu yazı gerçekte yaşanmış olup yakın bir dostumun tecrübe ettiği bir süreci anlatmaktadır. Bu yaşanmışlıkla ilgili gözlemlerimi ve birinci ağızdan dinlediklerimi çok değerli bulduğum için kendisinden izin alarak siz değerli okurlarımla paylaşmaya karar verdim. Umarım kişisel gelişimimiz adına faydalı bir paylaşım olur.

Yirmili yaşlarda genç, çelimsiz bir üniversite öğrencisidir İsa. Mezun olunca kendisini bekleyen iş hayatında başarılı olmak için; bir taraftan iyi bir diploma almanın gayretiyle okul derslerine çalışmaktadır, diğer taraftan da mesleği ile ilgili kendisini geliştirmenin telaşındadır... Hayatının o dönemleri tam bir koşuşturmaca ile geçmektedir aslında. Bu koşuşturmadan olsa gerek hayata çok genel ve kaba bakmaktadır, detayları çok önemsemeyen, ayrıntılardan ziyade sonuca bakan bir gençtir kısaca...

Hani telaş dedik ya, yine böyle bir telaşın içinde olduğu günlerin birinde, üniversite derslerinden birinin projesini tamamlamak üzere proje arkadaşlarıyla araştırmalarına/çalışmalarına devam eder rahatsız olduğu halde. İlk aşamalarda grip olan rahatsızlığı öyle ilerlemiştir ki sesi kısılmıştır İsa'nın, araştırma projesi için yöneltmesi gereken sorulardan bir kısmını karşısındaki yetkiliye yöneltemez, hatta bazılarında da arkadaşları zar zor toparlayıp yardımcı olurlar sormasına.

Sesinin bu derece kısıldığı o günlerde rahatsızdır ancak aynı zamanda da son zamanlarda kilo aldığı için gayet mutludur, çünkü yapı itibariyle bir türlü kilo alamayan bedeni sevindirici bir şekilde kiloyla tanışmaya başlamıştır...

Derken, ertesi günlerin bir sabahında, uyandığında göz çevreleri başta olmak üzere yüzünün şiştiğini görür İsa: "aman Allah'ım, ne olmuş bana!"

..................................

1-2 günlük doktor-hastane koşuşturmasından sonra bir üniversite hastanesinin acilinde son bulur koşuşturmaca. Acilde geçen dördüncü günün sabahında fakültenin servisine alınır İsa. Vücuduna giren/çıkan hortumların sayısı 3'ü bulduğunda böbreklerini kaybettiğini öğrenir, doğuştan vücundunda var olmaması gereken bir durum sinsice bitimiştir böbreklerini. Öyleki son zamanlarda aldığını zannettiği kiloları aslında vücudunda birikmeye başlayan sıvılardır. İsa rahatsızlığını öğrenmesine rağmen halen çabucak taburcu olacağını düşünmektedir, ya da böyle düşünmek istemektedir. Oysaki aslında bundan sonra başlayacaktır asıl tedavi... Çünkü vücuduna takılan her yeni hortumla gelen hareket kısıtlaması ve yatakta öylece yatakalmak katlamaktadır bütün ağrı ve acılarını...

Yaşamına devam edebilmesi için artık diyalize girmesi, bunun için de vücudunda yine gerekli bağlantı kanallarının açılması gerekmektedir. Bu kanallardan birisi ve en önemlisi olan boyun kateteri de takılır nihayet, yapılan cerrahi işlem bittiğinde tekrar alınır servisteki yatağına. Vücudunun sağına soluna takılı hortumlarla zaten anlaşamazken İsa, artık omuzlarını ve boynunu da kımıldatamaz hale gelmiştir. O gece öyle bir gecedir ki onun için, akıllara zarar... Sıfıra yakın hareket kabiliyetiyle, sıkıldığı/bunaldığı her pozisyonunu değiştirmek istediğinde artan acıları engel olur bendenine. Bırakın sağa sola dönmeyi, kımıldayamaz yatağında. Hapsolmuştur yatağa, neredeyse mumya gibidir bedeni, hareket etmeye çalışır, edemez... Acı çeken bedeniyle süreki aynı şekilde yatmaktan sıkılan ruhu neredeyse her 10 dakikada bir saati sorar refakat eden biricik annesine. Ve her gördüğünde ne zaman hareket edebileceğini sorar hemşireye...

..................................

Günler bu şekilde geçip giderken nihayet yavaş yavaş toparlanmaya başlar İsa'nın bedeni ve ruhu. Çünkü tedavi gereği vücudunda takılı olan hortumların sayısı azalmaktadır giderek. Her geçen gün, biraz daha rayına giren bir hastalık ve buna paralel biraz daha düzelen bir psikoloji.

Hastaneye adım atışının kırk küsürüncü günlerinden birinde tedavi sürecinin netleştiğini ve yakın zamanda taburcu olabileceğini öğrenir doktorlarından. Dünyalar İsa'nın olmuştur; hastanede geçen kırk küsür acılı gün ve sonunda hayata, sevdiklerine yeniden dönüş...

Yanlız, hastaneye giren İsa ile hastaneden çıkan İsa arasında çok fark vardır artık. O önceki, hayata çok genel ve kaba bakan, detayları çok önemsemeyen, ayrıntılardan ziyade sonuca bakan genç gitmiş, yerine yaşamanın önemini anlayan, sağlığın değerini kavrayan, daha detaycı ve ayrıntıları sorgulayabilen bir genç gelmiştir. Sağlığına tam kavuşamamış olsa da, artık düzenli diyazlize girerek hayatını devam ettirebilecektir.

..................................

Aradan günler geçer, İsa artık normal hayatın içindedir, okulunu, geleceğini kısacası hayatının geri kalanını düşünmektedir, bunu düşünmek zorunda olan her insan gibi. Her ne kadar çok değişse de, bir şekilde yine bir koşuşturmacanın içinde sağlığına dikkat ederek yaşamaya alışmaya başlamıştır artık.

İşte tam da bu hayatının normalleşmeye başladığı günlerin birinin bitiminde, gece kıyafetlerini giyerek yatağa girer İsa. Yatmasına yatar ama, o gün yaşadığı bir olayı sorgulamaktan kendini alamaz, düşünür durur, bir sağa döner, bir sola döner düşünür durur... Bir sağa döner bir sola, bir sola döner bir sağa... Ve bir an gelir ki bir şeyi farkeder: "aman Allah'ım kımıldayabiliyorum, istediğim an sağa sola dönebiliyorum... kımıldayabiliyorum...!!"

Gözlerinden boşalan yaş sel olur İsa'nın, tutamaz kendini hıçkırıklara boğulur... Kımıldamasına sebep olan konu mu kalır artık aklında... Yaratıcısına şükretmektir tek telaşı hıçkırıklar arasında, göz yaşları arasında... Çünkü O istediği an kımıldayabiliyor ve bu nimetin artık farkında...


Yaşantımızda "kımıldanabilmeye göre öyle büyük" olgulara, eksikliklere, yanlışlara ya da anlamsız olabilecek hedeflerin peşine takılıp kalabiliyoruz ki; bu takıntılar yüzünden sahip olduğumuz şeyleri/değerleri unutuyoruz. Bu unuttuğumuz değerler, bazen ailemiz oluyor bazen de arkadaşlarımız, bazen sağlığımız oluyor bazen de profesyonel yaşantımızdaki bir ekip arkadaşımız, bazen maddiyatımız bazen maneviyatımız, bazen de çok ufak gibi görünse de hayatımıza zevk/anlam katan şeyler oluyor...

Şimdi soruyorum bizlere, bu yazıyı yazan kendime ve bu yazıyı okuyan size. Soruyorum: Sahip Olduğumuz Değerlerin Farkında mıyız ?

Bir sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi ve düşüncelerinizden "sahip olduğunuz değerlerin farkında olma" bilincini eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere, Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Aralık 2006 'dan beri idriscin.blogspot.com adresinde yayın yaptığım blogumu nihayet blog.idriscin.com adresime taşımış bulunuyorum. ( Vatana millete hayırlı olsun :) )

Bu taşınma işlemiyle de ( neredeyse klasikleşen :} ) bana özgü şablonumdan vazgeçip daha derli toplu bir şablona geçtim. Umarım sizler için daha okunabilir, daha zarif bir blog ortaya çıkmıştır.

Taşıma işlemini gerçekleştiriken Wordpress altyapısını tercih etmeyi düşünüyordum ki sonradan vazgeçtim. Çünkü biriken içerikten en ufak bir parça bile kayıp olsun istemedim. Yazılarıma yapılan o değerli yorumların, birlikte emek harcadığımız faydalı olduğuna inandığım biriken bu içeriğin kesinlikle zarar görmemesi ve arama motorlarınca erişilebilir kalması benim için çok değerliydi. bu yüzden sevgili Blogger altyapısı üzerinde kendi domainim ve yeni bir tema ile devam ediyorum artık.

Tema üzerinde oynamalar yaparak düşündüğüm optimum temayı yakalamya çalışacağım bir süre. Dolayısıyla "beğenmediğiniz", "bu da olmalıydı", "buna hiç gerek yoktu" dediğiniz kısımlar var ise lütfen belirtiniz, görüşleriniz benim için çok değerli. Görüşlerinizi ister yazıya yorum yaparak, isterseniz de iletişim sayfasındaki form ile bana iletebilirsiniz.

Bu arada: Blogger altyapısı ile açtığınız blogunuzu kendi domaininizde nasıl yayınlayacağınıza dair bilgileri aşağıdaki linklerden edinebilirsiniz;
http://help.blogger.com/bin/answer.py?answer=55373
http://www.acemiblogcu.com/bloggerda-kendi-alan-adinizi-kullanin/


Yeni paylaşımlarda tekrar görüşene dek yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Ramazan ayını da geride braktık ve bayrama erişiyoruz. Geride bıraktığımız Ramazan ayında yapılan ibadetlerin, iyiliklerin, yardımseverliklerin kısacası yapılan bütün güzelliklerin dünyadaki tadımlık bir ödülü bu bayram.

Bu vesile ile siz sevgili okurlarımın ve tüm islam aleminin mübarek Ramazan Bayramını tebrik ediyor, hakkımızda hayırlara vesile olmasını Yüce Allah (c.c.)' tan niyaz ediyorum.

Ramazan Bayramımızın sizler ve tüm insanlık için sağlık, huzur, barış ve esenliklerle dolu günlere vesile olması dileğiyle...

Hayırlı Bayramlar...

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Tatili bitirip gündelik hayata döneli 1 hafta oldu ve depoladığım enerjiyle paylaşımlarıma kaldığım yerden devam ediyorum.

Bu yazımda son zamanlarda etkilendiğim bir olguya; hayata her daim pozitif/olumlu bakabilmek olgusuna dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ufak hadiseleri büyütüp olay yapan, bardağı hep boş tarafından gören bir anlayış hayatta ne kadar mutlu olabilir sizce ? Elbette (çok) mutlu olamaz. Peki, büyük olayları önemsemeyen, doluyu boşu bırakın bardağın varlığıdan habersiz bir anlayış çok mutlu olabilir mi ? Cevap elbette yine "hayır". Hmmm, o zaman mutlu olabilmek için orta yollu bir anlayışa sahip olmamız lazım sanki. Eee, o zaman da sıradanlaşmıyor muyuz, monotonlaşmıyor muyuz ? Şuan iki arada bir derede kalmış gibiyiz. "Bu hayatta nasıl (daha) mutlu olacağız" ın cevabını bulmak için orta yollu anlayışı biraz pozitifleştirip (aşırıya da kaçmadan) hayata pozitif/olumlu bakabilmek olgusuna sahip olmaya ve bunu becerebildiğimiz ölçüde yaşadığımız her saniyeye yaymaya çalışmalıyız.

Peki nasıl başaracağız bunu ? Yani en temelde neyi düşünmeliyiz, neye inanmalıyız ki hayata daha pozitif bakabilelim ?

Bence hayata pozitif bakmamızı sağlayan en temel duygu güven dir. Konuyu gündelik yaşamımıza indirgeyip bir kaç örnek vermek istiyorum;

- Maaşı dolgun, sürekliliği olan sağlam bir işiniz varsa bu size güven verir ve geleceğinize/kariyerinize pozitif bakarsınız.

- Bir defans oyuncususunuz ve arkanızdaki kaleci çok iyiyse, size güven veriyorsa işte o zaman maça pozitif bakarsınız.

- Amansız bir hastalığa yakalandınız ve iyileşmek için ameliyat olmanız şart. Eğer ameliyatınıza girecek operatör alanının en iyilerinden biri ise ameliyata pozitif bakarsınız.

- Girişimcisiniz ve girişim(ler)iniz inovatif (yenilikçi) ise ve değer taşıyor ise, kısacası girişim(ler)inize güveniyorsanız sektörünüze pozitif bakabilirsiniz.

Bunlara benzer örnekleri daha da çoğaltmamız mümkün, sizden ricam yazıya biraz ara verip aklınızdan bu örnekleri çoğaltın.

Peki ya bu güven unsurlarını göremediğimiz/bulamadığımız durumlarda!

Demek istediğim;

- Geleceğinize pozitif bakmanızı sağlayacak bir işiniz yoksa,

- Arkanızda yılların tecrübesine sahip iyi bir kaleci değilde genç ve acemi bir kaleci varsa,

- Olacağınız ameliyata katılan operatör alanının en iyisi değilse,

- Girişim(ler)iniz tutmadıysa ya da planladıklarınızın hepsini yapamayıp arzuladığınız maddi/manevi geri dönüşleri alamadıysanız...

Bunlara ek olarak, hani siz de yukarıdaki olumlu örneklere ilave yapmıştınız ya aklınızdan, bir de onların olumsuzlarını bu örneklere ilave edin yine. Ortaya kötümser tablolar çıkıyor değil mi aradığımız güveni bulamayınca.

Bulamadığımız bu güveni nerede arıyoruz: elbette (doğal olarak) ilgili olaylar çerçevesinde. Peki bu kötümser tablolarda bakış çerçevemizi daha da genişletsek, taa ki aradığımız güveni buluncaya kadar...

Diyelim ki bakış çerçevemizi hayatımızın tümünü kapsayacak şekilde genişlettik ve yine de aradığımız huzuru ve pozitifliği sağlayacak bir güven kaynağı bulamadık, o zaman ne yapacağız ?

İşte burada insan üstü, doğa üstü, üzerinde başka bir güç olmayan, en üstün güce güvenmek gerekiyor. Yani, bu evrendeki, dünyamızdaki eşsiz düzeni kuran ve yöneten yüce yaratıcıya, Allah'a (c.c) güvenmek gerekiyor. Çünkü herşey O'nun yönetimindedir. Ne kadar olumsuzluk yaşarsak yaşayalım bunları O'nun izniyle yaşıyoruz ve yaşadıklarımızın bizi nereye götüreceğini sadece O, yani yüce yaratıcı Allah (c.c) biliyor. Bizim sonunda olumsuzluk beklediğimiz olayların hayatımıza olumluluk getirebiliceği ihtimalini her zaman düşünmeli ve bunun için yaratıcımıza güvenmeliyiz.

Yaşanılan herşeyin yüce yaratıcının kontrolünde/yönetiminde yaşandığını bilirsek hayata pozitif bakabilmemiz için gereken güveni her daim hissedebilir ve hayata her daim pozitif bakabiliriz.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Aslında bu yazıyı yaklaşık 10 gün önce yazmam gerekiyordu, ancak aciliyetten ( plansızlıktan değil :} ) yazamamıştım.

Yaklaşık 10 gündür istanbul dışında, internetten uzakta olduğum için bloguma gelen yorumlara cevap veremedim ve yaklaşık 1 hafta daha bu böyle sürecek, tüm okurlarımın bilgisine sunuyorum.

Tatil dönüşü yeni yazılarımda, yorumlarımızda görüşmek, paylaşmak üzere...

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Uzunca süredir (tabir-i caiz ise) boşladığım blogumda bir tebrik yazısıyla karşınızdayım. Umarım bu yazım paylaşımlarımın sıklaşmasına önayak olur.

3 aylardan ilki olan Recep Ayının ilk perşembesini cumaya bağlayan gecesi, yani bu gece ( 3 Temmuz Perşembe ) Reğaib Kandili'dir.

Bu vesile ile beni halen takip eden okurlarımın ve tüm islam aleminin Reğaib Kandilini tebrik ediyor, hakkımızda hayırlara vesile olmasını yüce Allah ( c.c. ) 'den niyaz ediyorum.

Yine geleneksel olarak konuyla ilgili en yetkili ağız olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Regaib Kandili Mesajı'nı okumanızı tavsiye ediyorum.

Dualarınızı esirgemeyiniz, Hayırlı Kandiller...

Tekrar paylaşmak üzere,

Sevgi ve Saygılarımla.
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Dergi.Biz 'de güzel yazılarını bizlerle paylaşan sevgili Wrzl ile "blog isimlerinde gerçek isim kullanmak" üzerine hoş bir röportaj yaptık.

Aynı ropörtaj blog kürenin takip edilesi blog yazarlarından sevgili Murat Kahraman, Nuri Çankaya, Okan Yüksel, Osman Börtücene, Ömer Enis ve Yusuf İbili ile de yapılmış ve Dergi.Biz de yayınlanmış.


Wrzl ye bu güzel paylaşımı için teşekkür ediyor ve Dergi.Biz ekibine başarılarının devamını diliyorum.


Benim de neden blogumu ismimle isimlendirdiğimi merak ediyorsanız tıklayınız.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Tam bir sene önce Bütün Dünya Buna İnansa, Bir İnansa... başlıklı yazımda 5.si düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarından bahsetmiştim.

Bu yıl 6. sı düzenlenen olimpiyatlarda da gerçekten çok güzel ve gurur okşayıcı görüntüler vardı. Türkçe Olimpiyatlarına bu yıl tam 110 ülkeden katılım gerçekleşmiş. Geçen sene bu sayı 100lerde idi sanırsam. Bu da organizasyonun giderek globalleştiğini gösteriyor.



Olimpiyatlarda emeği geçen herkese şükranlarımı ve tebriklerimi sunuyorum ve sizi finale kalan 10 global kardeşimiz ve seslendirdikleri türkülerimiz/şarkılarımız ile başbaşa bırakırken son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Lütfen en tarafsız halinizle bu videoları izleyin, eminim ki sizinde gururunuz okşanacak...


TÜRKMENİSTAN - DÖN GEL BİRTANEM


ENDONEZYA - SEN AĞLAMA


AZERBAYCAN- BEN SENİ SEVDİĞİMİ


LETONYA - GÜLÜ SUSUZ SENİ AŞKSIZ BIRAKMAM


MOĞOLİSTAN - HARMANDAN


ARNAVUTLUK - RÜZGAR


KAMBOÇYA - ÇİLE


TACİKİSTAN- Aldım Başımı Gidiyorum


RUSYA - SEN GELMEZ OLDUN


YEMEN - ANADOLU


Sonraki yazımda tekrar görüşene dek yüzünüzdengülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar paylaşmak üzere,

Sevgi ve Saygılarımla.
Devamını Okuyun »

Merhabalar,

Kitlesel iletişim tekniklerinin gelişmesi/değişmesi toplumların her türlü gelişmelerine/değişmelerine tarih boyunca etki etmiştir ve günümüzde de etki etmektedir.

Bu tespiti yaptıktan sonra şu soruyu yöneltmek istiyorum müsadenizle: "Tarih boyunca toplumların geleceğine en fazla etki ettiğini düşündüğünüz iletişim tekniği hangisidir ?"

Elbette çeşitli cevaplar vermek mümkün, ancak benim bu soruya cevabım kesinlikle matbaadır. Nitekim tarihte toplumların geleceğini etkileyen belkide en büyük etken matbaanın bulunması ve yaygınlaşması olmuştur. Tarihçi olmadığım için daha fazla ayrıntıya girmiyorum.

Peki yukarıdaki sorumuzu güncelleyerek yazımızın asıl konusuna gelelim; "Günümüzde toplumların geleceğine etki ettiğini düşündüğünüz iletişim tekniği hangisidir ?

Bu soruyu cevaplamak için tarih bilmeye gerek olmadığı gibi, dış dünyamızda biraz gözlem yapmak oldukça yeterli.

"Peki sorunun cevabı nedir?" derseniz cevap: elbette internet

Orta çağda matbaa nın yaygınlaşması etkilerini yavaş yavaş hissettirse de pek çok tarihi gelişmeye zemin hazırlamıştır. Ancak günümüzde gelişen teknoloji ve toplumsal değişim hızındaki ivmenin orta çağa göre daha da artmasıyla günümüzün en güçlü iletişim tekniklerinden birisi olan internetin toplumlar üzerindeki güçlü etkisini göstermesi elbette çok ta uzun sürmeyecektir.

Tarihte matbaaya ve diğer iletişim tekniklerine sırtını dönen toplumlar yaşaması gereken süreçleri geç yaşamışlar ve bunun sonucu olarakta iletişmi kucaklayan toplumlardan geride kalmışlardır.

Günümüzün en etkili iletişim tekniği olan internete bakış açıları da toplumların gelişmesini ve güçlenmesini direk olarak etkilemektedir, etkileyecektir. Hatta bu etkilerin ortaya çıkması tarihteki örnekleri kadar uzun sürmeyecek, dahası etkilerin boyutları çok daha büyük olacaktır.

Kısacası inteneti kucaklayıp kendisine yararlı hale getiren toplumlar, bu iletişim tekniği sayesinde önümüzdeki kısa gelecekte kendilerini dünya üzerinde çok daha güçlü göreceklerdir. İnterneti kabullenmeyen, sırtını dönen toplumlar ise çok yakın gelecekteki küreselleşen iletişim dünyasında bunun bedellerini ağır ödeyecektir.

Şimdi gelelim asıl sorumuza; Türk toplumu olarak, Türkiye olarak biz hangisini seçeceğiz ? İnterneti kucaklayacak mıyız, yoksa ona sırtımızı mı döneceğiz ?

İşte bu sorunun cevabı malesef muallakta. Çünkü geçtiğimiz ay ülkemizde 15. yaşına basan interneti kucaklamak yerine yasaklıyoruz, hem de ne yasaklama. Yüzünde çıkan sivilce yüzünden kellesini uçurmaya çalışan bir insan ne kadar komik geliyorsa kulağa, ülkemizde yapılan site yasaklamaları, sansürler de inanın aynı komiklikte. Teknik bir sürü alternatif varken birkaç video yüzünden YouTube un komple sansürlenmesine mi gülersiniz yoksa bir blog yüzünden tüm WordPress bloglarının yasaklanmasına mı? Aslında ağlanacak halimiz var ama neyse, yine de biz gülelim kahkahayla !

Çağımızın en güçlü iletişim tekniği olan interneti sansürlemek demek bir toplumun geleceğini sansürlemek demektir.

Evet, internet sansürü büyük bir yanlış ve bu yanlışa sessiz kalırsak bizim geleceğimiz sansürlü olacak. Bu yüzden artık bu sektörün insanları olarak tepki göstermek durumundayız.

İnsanımızın sansürler konusunda bilgilenmesi için, sansürlere karşı ortak bir tepki oluşturabilmek için Netology* ekibi olarak SansüreHayır! diyoruz.


Bu tepkimize ortak olmak, güç katmak için SansureHayir!Org üzerinde;
- Yapılması Gerekenleri Yazabilir
- Sansürün Etkilerini Paylaşabilir
- Hukukçu İseniz Bizleri Bilgilendirebilir
- Kapanan Sitelerden Bizleri Haberdar Edebilir
- Slogan Önerebilir
- Görselleriniz ile Ortak Tepkimizi Zenginleştirebilir ve
- Destekleyenlerden Olabilirsiniz

Blog küre olarak, internet ile hayatını şekillendiren kişiler olarak, sansüre tepkisiz kalamayız, kalmamalıyız, kalmamalısınız.

SansureHayir!Org ekşi sözlük ve Fazla Mesai de yerini almış bile. Siz de blogunuzda/sitenizde SansureHayir!Org dan bahsederek tepkiye ortak olabilirsiniz.

Daha önce matbaaya sırt dönerek iletişim trenini ve medeniyeti kaçıran bu toplumun internet trenini kaçırma, geleceğini karartma lüksü yoktur.

Bu sefer son sefer, treni kaçırmamak için Sansüre Hayır !!!

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla

*
Netology önümüzdeki günlerde adını daha sık duymaya başlayacağınız bir "internet ve yazılım topluluğu" dur.
Devamını Okuyun »