Zafer; imkansızlıklar arasında kazanılandır, doğru orantılarla değil, orantısızlıklar içinde ters orantılanandır. Zafer kelimesinin nice karşılığını defalarca öyle güzel gösterdi ki ecdadımız; onlar tarih yazdı, destanlar yazdı, zaferler yazdı..

Malazgirt, Sırpsındığı, Kosova, Niğbolu, İstanbul’un Fethi, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar ve daha niceleri.. Evet, başkaları değil bu destanları bir bir bizim atalarımız, bizim ecdadımız yazdı.

İşte bunlardan destanlardan birisi de Çanakkale Zaferi..  Ancak Çanakkale Zaferini anlatmaya kalkışmayacağım.. Haddimi biliyorum, çünkü bizzat yaşayan üstâdlar, dönemin usta kalemleri zaten öyle bir anlatmışlar ki.. Etkilerinde olduğum o şiirleri, o anlatımları taklit etmekten öteye geçemeyeceğimi çok iyi biliyorum..

Niyetim bu seferlik bardağa biraz da boş tarafından bakmak, farkında olmadıklarımıza ilk kez, farkında olduklarımıza da yeniden dikkat çekmek istiyorum. Geçmişimden gururluyum, geleceğimden oldukça umutluyum… Ama şimdiden şikâyetçiyim..

Atalarımızın onca kahramanlıklarına rağmen; biz, ecdadın evlatları ve torunları olarak okuyabiliyor muyuz bu destanları ? Bakın destanlara yenilerini eklemekten, yeni yeni destenlar yazmaktan söz etmiyorum.. Yazılmışları hak ettiğince okuyabiliyor muyuz, anlayabiliyor muyuz ?

Ecdadımız kendisine yönelen tehlikeleri doğru okuyup, doğru yorumlayıp, doğru anlayıp doğruları yapabilmiş. Yaşadıkları dönemlerde ne yapmaları gerekiyorsa onu yapmışlar. Çoğunlukla savaşmak gerekmiş savaşmışlar, fethetmek gerekmiş fethetmişler, direnmek gerekmiş direnmişler… Hem de dünyada eşi görülmemiş şekillerde.. Onlar tüm değerlerine, dinlerine, kültürlerine ve benliklerine sahip çıkmışlar ve bu uğurda üzerlerine düşeni fazlasıyla yapmışlar aslında..

Gelelim bize…

Değişmeyen bir takım evrensel kavramlar haricinde Dünya sürekli değişiyor, bir dönemin insanları sıcak savaş içinde yaşarken, başka bir dönemde yalancı barış naraları atılabiliyor…

Bir şeyler hakikaten değişiyor.. Yöntemler değişiyor, kılıflar değişiyor.. Yarım asır öncesine kadar var olan savaş yöntemleri, yerini farklı farklı işgal ve sömürge yöntemlerine bırakıyor bir bir… İnsanlık yöntemlere bağışıklık kazandıkça yenilerini üretiyor sürekli. Öyle ki; devletler arası direk müdahalelerin çoğunluğu artık günümüzde dolaylı yollardan yapılıyor.. Birileri uyutuyor, birileri de maalesef uyutuluyor..

Hani “delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu” demiş ya eskiler, aslında pek çok şey çıkalı yine pek çok şey bozuldu.. Ben bu yazıyı yazarken ve siz bu yazıyı okurken çıkan pek çok şey, pek çok değişime önayak olacak ve doğru algılayıp doğru kullanmazsak pek çok şeyimizi bozmaya çalışacak..

Aman ha, değişim ve yenilik karşıtı olduğumu sanmayın, ben yeniliklerin, buluşları ve değişimlerin getirdiği yanlışların, bozulmaların karşısındayım..

Her şey bu denli bozulurken ve bozulmaya müsait hale ge(tiri)lirken, ya bütün bozulanlar arasında kalan benliğimiz… kimliğimiz… kişiliğimiz… ?

Okuyan, sorgulayan, üreyen ve üreten, geliştiren ve gelişen, kısaca her anlamda aktif bir milletin, nasıl da böylesine pasif olmasına göz yuman, belki de katkı yapan, çaresiz kalan kişiliğimiz…

Ve benzer kişiliklerin oluşturduğu bir toplum… Kısacası etkin değil edilgen bir toplum.. Üreten değil tüket(tiril)en bir toplum.. Bırakın yazmayı doğru dürüst okumayan, bilinçli konuşmayan, kulaktan dolma konuşan bir toplum.. Dinine, diline, benliğine sahip çık(a)mayan bir toplum…

95. yılını gururla andığımız 18 Mart Çanakkale Zaferi yıl dönümünde lütfen biraz düşünelim…

Evet.. Çanakkale geçilmezdi, geçilemezdi ve nitekim geçilemedi de.. Çünkü o zamandan bu zaman çok şey değişti… Toplum yapımız değişti, hatta benliğimiz de değişti..

Ve soruyorum size; üzerimize oynananlar karşısında, değişimlerle birlikte geliştirilen her türlü yozlaştırma ve başkalaştırma hamlelerine karşı benlik kalelerimiz ne kadar sağlam ? Tüm bu değişimler karşısında pasifleşen benliğimizin kaleleri ne kadar geçilmez ?

18 Mart Çanakkale Şehitlerimizi rahmetle anıyor ve millet olarak içinde bulunduğumuz durumu da hakikaten düşünelim istiyorum…



Uzun zaman sonra bir makale yazmış oldum. Devamı da gelir inşaalllah. Sonraki yazılarımda ve paylaşımlarımda tekrar görüşmek üzere..
Selam ve Dua ile.

Fikrinizi Paylaşın! :)

Yorum Gönderme