Ara sıra yavaşlatmak gerekiyor hayatı..

Durdurmak imkansız ya zamanı, olsun yavaşlatmak gerekiyor işte elimizden gelenleri...

Hayatımızı daha da hızlandıran şeylerden bir süreliğine de olsa uzaklaşmak gerekiyor...

Sarıyı görünce daha da hızlanmak yerine, kırmızı yanmışçasına durmak gerekiyor...

Sonra...

Sonra dönüp bakmak gerekiyor geriye...

Düşünmek gerekiyor yanlışları, bir daha yapmamak üzere..

Kırdıklarımızdan özür dilemek gerekiyor fırsat bu fırsat...

Düşünmek gerekiyor doğrularımızı, tekrar tekrar daha güzelini yapabilmek üzere...

Mutlu ettiğimiz her şeye ve bizi mutlu eden herşeye daha da yaklaşmak gerekiyor..

Sinemada film izlerken yavaşladıkça anlam kazanan sahneler gibi yaşamak gerekiyor anları..

Cumburlop yutmadan, sindire sindire yaşamak işte...

Sonra....

Sonra ileriyi gözetlemek gerekiyor...

Geçmişle hesaplaşmanın verdiği rahatlıkla...

Kırılanları tamir etmenin verdiği mutlulukla...

Yanlışları görmenin umuduyla, doğruları bilmenin özgüveniyle...

Yavaş yavaş ve kararlılıkla parlatarak gözlerimizin içini...

Geleceğe bakmak gerekiyor...

Sonra...

Bir daha yavaşlatıncaya dek, doyasıya yaşamak üzere..

Yeniden dalmak gerekiyor hayata...


Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »

Kişisel Gelişim terimini duymayanımız yoktur. Öğrencilik hayatımızda, iş hayatımızda, özel hayatımızda bir şekilde muhakkak karşımıza çıkmış ve muhakkak belli bir dönem teslim almıştır bizi.

İçinde yaşadığımız, değişimi ve gelişimi (ivmeli olarak) sürekli artan dünya düzeninde gelişim öyle kaçınılmaz ki; sürekli kitaplar okur, seminerlere katılır, hatta uzmanlardan eğitimler alırız geri kalmamak, gelişmek için. Bazen birşeyleri yakalama ihtiyacımız olmasa bile içimizdeki mükemmeliyetçilik isteği de neden olur tüm bu gayretlere.

Okuduğum kitaplardan, katıldığım seminerlerden anladığım kadarıyla olay şöyle cereyan ediyor aslında. Bir ulaşılmak istenen seviye var, bir de bizim olduğunuz seviye ve bu seviyenin birimi hiç önemli değil. Artık aklınıza ne gelirse, gelişme ihtiyacı duyduğunuz alan ister konuşma becerisi olsun, ister dinleme, ister hızlı düşünebilme becerisi olsun, ister dinlenebilme, ister sevme becerisi olsun, ister hayır diyebilme. Yine kavrayabildiğim kadarıyla da; bu iki seviye arasındaki farkı kapatma çabası kişisel gelişimin ta kendisi oluyor.

Buraya kadar hiç bir problem yok, her şey doğal, olması gerektiği gibi, zaten kişisel gelişim karşıtı da değilim :) Tam tersi esir aldığı kişilerden birisiyim :)

Biraz uzun bir giriş oldu ama yazımda asıl değinmek istediğim istisnai (çok bahsedilmeyen) bir durum/kavram var; o da Kişisel Gerileyiş.

Çoğu kez farkında olmasakta, kabullenmesekte ya da kendimize yakıştıramasakta yaşadığımız, maruz kaldığımız bir durum kişisel gerileyiş. Hatta bazı durumlarda hayatı ters düz edebilecek bir durum.

Yukarıda iki seviyeden bahsetmiştim, hatırlayacak olursak, birisi bizim bulunduğumuz seviye, diğeri ise ulaşmak istediğimiz. Aradaki çaba da kişisel gelişim. Peki ya kişisel gerileyiş? Kişisel gerileyiş; seviyeler arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışırken patlak veren krizden sonra oluşabilecek pes etme, vazgeçme durumudur.

Örneğin sevgi, aşk gibi duygusal konularda gelişmeye, erişmek istediğimiz seviyeyi yakalamaya çalışırken yaşayacağımız bir hüsran bizi al aşağı ediyorsa ve biz bundan sonraki süreçte (muhatap bireyleri de aşıp en genel anlamda) yenilgiyi kabullenip "gelişimden vazgeçiyorsak", "sevmek ve sevilmekten vazgeçiyorsak", en net anlamda "içimizdeki sevgiyi öldürüyorsak" geride kalan sürecin adı kişisel gelişim olmaktan çıkıyor, kişisel gerileyişin ta kendisi oluyor.

Başka bir örnek vermek gerekirse; uzmanlık alanımızda yaptığınız bir girişim başarısız oluyor ve bu başarısızlık yüzünden girişimcilikten tamamen vazgeçiyorsak, içimizdeki girişimciyi öldürüyorsak geride kalan süreç yine kişisel gerileyiş süreci oluyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, sonuç olarak kişisel gerileyiş; gelişmek istediğimiz konuda hedef küçültmek değil, hedeften vazgeçmektir, ulaşmak istediğimiz seviyeyi aşağı çekmek değil, bu ulaşma çabamızdan vazgeçmektir. Daha somut olarak; ok hedefimizi 12 den 11'e indirmek değil, hedefe oku atmaktan vazgeçmektir.

Gelişeyim derken gerilemek elbette iyi birşey değil. Ancak yaşandığında ve farkına varıldığında (farkına varmak burada çok kritik) bence sürekli ve kontrolsüzce gelişmekten çok çok daha iyi bir durum. Çünkü ortada tespit edilen veya maruz kalınan bir gerileyiş varsa, bu bizim gelişim çabalarımızdaki yanlışları anlamamız için bir fırsattır aslında. Demek ki bir yerlerde yanlış yapıyorduk ki, gelişemedik geriledik. Belki gelişim çabamız hep teoride kaldı, belki de teorileri uygulamaya yanlış döktük, belki gelişimin dozajını kaçırdık, belki de yanlış bir konuda/alanda gelişmeye çalışıyorduk.

Durumun, gerileyişin farkına vardıktan sonra ikinci kritik nokta, yeni bir gelişim/aşk/girişim/iş/hayat için acele etmemek ve dinlenmek, özümüzü dinlemek.

Kişisel gerileyişi kabullenmek, sindirebilmek bir erdemdir, bu süreç sonunda tecrübe edinilen doğrularla gelişim yoluna devam edebilmek (veya farklı bir yol çizebilmek) te ayrı bir erdemdir.

Biraz kendimizi dinledikten, dinlendirdikten sonra yaptığımız hataları yapmamak üzere gelişmeye yeniden başlamak öyle bir ivme verebilir ki bize; kaydedeceğimiz sıçrama bizi ulaşmak istediğimiz seviyelerin de çok çok üzerine çıkarabilir.

Kişisel gerileyişler hayatımızın, yaşantımızın bir parçası. Her yaşayacağımız gerileyişin, zemini sağlam olmayan her türlü gelişim rüyamızdan uyanmamızı, farkındalıktan sonra sıçrama yapmamızı ve bütünüyle hayatımızı/benliğimizi geliştirebilmemizi sağlaması dileğiyle..

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,


Sevgi ve Saygılarımla

Not: Bu yazıda okuduklarınız uzman görüşü değildir. Tamamen kişisel tecrübelerimden  ve çıkarımlarımdan oluşmaktadır. Yazılanları kendi doğrularınızla sorgulamadan kabullenmeyiniz.
Devamını Okuyun »



Hamalsan iki şey önemli oluyor senin için: Yük ve yol...

Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun! Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık.

İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.."

Nitekim, çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!. ..

"Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!. . "Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe.Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu,oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında...

"Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım,ona daha çok kızdım...

Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım...

Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü.

Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim.

Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım...

Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek; "Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.

"Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait...

Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altında ezilmek" değil!.. Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır.

Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem.

Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü , yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var...

Gerçek şu ki, hepimiz şu hayatın hamallarıyız.. Yüklerimizi en doğru şekilde yarınlara taşımamız gerekiyor..

Değerli dostum Mehmet Yağcı 'nın mailime gönderdiği içeriği paylaştım.

Sonraki yazımda tekrar görüşene dek hayatınızdan pozitifliği, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.

Tekrar Paylaşmak Üzere,

Sevgi ve Saygılarımla
Devamını Okuyun »